Var Misin Ki Yok Olmaktan Korkuyorsun

Kendiniz icin, zevk aldiginiz birseyler yapmiyorsaniz, bütün emekleriniz var olmayan bir dünyanin boslugunu doldurma cabasindan ileriye gitmez.

Aslinda hic kimsenin umrunda degilsiniz. Buna en sevdikleriniz bile dahil. Esegin calistigi atadir misali baskalari icin ömrünüzü tüketiyorsunuz. Hicbir seye sahip degilsiniz, ölünce yaninizda birsey götüremiyorsunuz, sahip oldugunuz herseyi siz öldükten sonra baskalari sahipleniyor ve döngü kendisini tekrar ediyor.

Insanlar yok olma korkusunun yanina var olma cabasini koyup, hayatlarini dis etkenlere bagimli sekilde sürdürme egilimi gösterirler. Evrensel ölceklerde cok kisa bir yasam süresine sahip insan, kendisini bulamadan bütün korku ve cabalari ile hakikat idraki yoksunu olarak ömrünü tamamlar. Var m isin ki yok olmaktan korkuyorsun diyen Farabi cok yillar önce bu konuya isaret etmistir.

Nedir o halde o hakikat? Hakikat sizsiniz. O sizin gercekleri kavrayabilmesi icin gerekli ortam ona hazir olarak sunulmus. Her sabah dogan günese bakmaniz yeterli olacaktir. Onu orada asili tutan ve parlatan seyin fizik kurallari oldugunu mu düsünüyorsunuz? Eger öyle ise, varliginizi da ispatlayabilirsiniz o halde? Birseylere dokundugunuzu, birseyleri gördügünüzü, birseyleri isittiginizi mi düsünüyorsunuz? Bunu neye dayanarak savunuyorsunuz? Hayati boyunca gün isigi bile görmemis birkac yüz gramdan olusan bir et parcasinin etrafta olup, bitenleri kavramak icin sizinle sürekli konusuyor olmasina mi?

Hazineler her daim derinlerde gizlidir, denizin derinliklerinde, topragin altinda, demirden kasalarin icinde oldugu gibi. Bu yüzden erisilmeleri güctür. Gercekler de bir hazine gibi insanin kendi icinde gizlidir. Denizin yüzeyinde hazine aramakla insanin kendi disinda o hazineyi aramak ayni türde bir beyhudeliktir.

Bu hayatta kendinize öncelik verirseniz ve gerceklere odaklanirsaniz, her yolun Roma’ya cikisi gibi sizde kendi icinizdeki o hazineye dogru yol almaya baslarsiniz. Bir bilgisayar oyununda oldugu gibi tüm düzen sizi bunu yapmaktan alikoymak üzerine kurgulanmis. Hazineler o iclerinde tasidiklari deger olmasaydi bir anlam ifade etmezlerdi. Ayni sekilde erisilir olmalari da kolay olsaydi ayni sey gecerli olurdu. Bu iki sebepten ötürü her hazine kendisine erisilmesini zor kilmak ister ki degeri bilinebilsin ve ugrunda fedakarlik yapmak anlamli olsun. Ice yolculuk da böyle birseydir. O hazinenin pesine düsenler, onu bulduklarinda, asil pesine düstükleri seyin kendileri oldugunu görürler.

Insan olaganüstü iyi tasarlanmis bir organizma. Disardan bakinca bunu görmek zor degil. Disi bu kadar güzel tasarlanmis bir varligin, ic dünyasinin nasil mucizevi bir yapida olabilecegini düsünmekten kendisini alamiyor insan!

Tapduk Emre’nin dedigi gibi: Benim inanip, kabullendiklerimin cok az bir kismi gözümle gördüklerimdendir.

Tapduk Emre baska birsey daha söylemis: Az cogun ispatidir. Hakikatler az da olsa kendilerini gösterirler. Bu fiziksel mevcudiyetin ötesinde cok büyük anlamlarin gizli ve var olduklarina isaret eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir